Son Dakika Haberler

Son Söz: Bir ‘ALKIŞ’da Bizden Olsun!..

♦♦♦- KÖŞE YAZISI / Yakup ORAKÇI / 01 Ekim 2026 -♦♦♦

Son Söz: Bir ‘ALKIŞ’da Bizden Olsun!..
Yorum Yap

♦♦♦ … Partisi ne olursa olsun, bu memleket için samimiyetle çalışan bütün seçilmişlerimize teşekkür edelim. Onları yalnızca yanlış yaptıklarında değil, güzel işler başardıklarında da hatırlayalım … ♦♦♦

Bir insanın gönlüne girmek zordur. Binlerce insanın güvenini kazanıp oyuna talip olmak ise çok daha büyük bir sorumluluktur.

Biz millet olarak eleştirmeyi severiz. Bazen tek bir yanlışın üzerine giderken yılların emeğini görmezden gelir, siyasetçilerimizin de bizim gibi insan olduğunu unuturuz.

Oysa hiç düşündük mü?

Bir insan neden ailesinden, işinden ve huzurundan fedakârlık ederek siyasete girer? Neden tanımadığı insanların kapısını çalar, ağır sözlere ve kapanan kapılara rağmen yoluna devam eder?

Çünkü siyaset, dışarıdan göründüğü kadar kolay değildir. İnsanlardan oy istemek, onların güvenine ve umutlarına talip olmaktır.

Ancak seçilmek, yalnızca takdir edilmek değil; aynı zamanda kamu adına yetki ve sorumluluk üstlenmektir. Bu nedenle seçilmişlerimizin emeğini takdir ederken, kendilerinden hesap verebilirlik, şeffaflık ve kamu yararını gözetme sorumluluğunu da beklemeliyiz.

BİR OYUN ARKASINDA BİNLERCE FEDAKÂRLIK VARDIR

Bir siyasetçinin seçim meydanlarında gördüğümüz birkaç dakikalık konuşmasının arkasında günler, aylar, hatta yıllar süren emek vardır.

Çalınan kapılar, sıkılan eller, dinlenen dertler ve çoğu zaman kendi ailesinden esirgenen zaman…

Seçim kazanıldığında ise sorumluluk daha da büyür. Dün oy isteyen vatandaş, bugün hizmet bekler; verilen sözlerin yerine getirilmesini ister.

Siyasetçinin omuzlarında artık yalnızca kendi hayatı değil, kendisine güvenen binlerce insanın beklentisi vardır. Böylesine ağır bir sorumluluğu üstlenenlerin emeğini teslim etmek, hepimizin insanlık borcudur.

Fakat bu sorumluluk, seçilmişlerin kararlarını kamuoyuna açıklama yükümlülüğünü de beraberinde getirir. Kullanılan kamu kaynaklarının nereye harcandığı, hangi projelerin hangi gerekçelerle hayata geçirildiği ve alınan kararların topluma ne kazandırdığı açıkça anlatılmalıdır.

Çünkü kamu görevi, kişisel bir imtiyaz değil, millet adına üstlenilmiş bir emanettir.

BİR HATA YÜZÜNDEN BİN DOĞRUYU UNUTMAYALIM

İnsan hata yapar. Makamı ne olursa olsun hiç kimse yanılmaz değildir. Önemli olan hatanın farkına varılması, düzeltilmesi ve tekrarlanmamasıdır.

Yıllarca emek veren bir insanı tek bir yanlış üzerinden değerlendirmek ne kadar adildir?

Elbette yanlış gördüğümüzde söyleyeceğiz. Ancak eleştirimizde insaf, sözümüzde vicdan, yaklaşımımızda adalet olmalıdır.

Yanlışı dile getirmek başka, bir insanın bütün itibarını tüketmeye çalışmak başkadır. Ciddi ihmallerin, kamu zararının ve tekrarlanan yanlışların hesabı sorulmalıdır; fakat her küçük meseleyi büyük bir hesaplaşmaya dönüştürmek doğru değildir.

Bununla birlikte, “hata yapıldı” denilerek her sorumluluğun geçiştirilmesi de doğru değildir. Özellikle kamu kaynaklarının kullanımı, imar kararları, ihaleler, yatırımlar ve vatandaşın doğrudan hayatını etkileyen uygulamalar konusunda açık bilgi sunulmalı; bağımsız denetim mekanizmaları işletilmelidir.

Eleştirimiz yıkmak için değil, düzeltmek için olmalıdır. Hesap sormak da düşmanlık değil, demokrasinin gereğidir.

SİYASETÇİLERİMİZİN DE BİR KALBİ VAR!

Seçilmişlerimiz yalnızca taşıdıkları unvanlardan ibaret değildir. Onların da ailesi, duyguları, yorgunlukları ve kırgınlıkları vardır.

Biz onlardan her sorunu çözmelerini beklerken, bir gün olsun hâllerini hatırlarını soruyor muyuz? Güzel bir hizmetin ardından teşekkür ediyor muyuz?

Bir insanın gönlünü kırmak saniyeler sürer. Oysa bazen içten söylenmiş bir “Allah razı olsun, memleketimiz için emek veriyorsun” cümlesi, bütün yorgunluğu unutturabilir.

Takdir etmek değerimizden bir şey eksiltmez. Aksine, hizmet eden insanı daha büyük sorumluluklara teşvik eder.

Ancak takdir, eleştiriden vazgeçmek anlamına gelmez. Bir seçilmişi onurlandırmak, onun her kararını doğru kabul etmek değildir. Gerçek takdir, yapılan güzel işleri teslim ederken eksikleri de saygılı ve açık bir dille dile getirebilmektir.

SİYASETÇİYİ YIPRATMAK DEĞİL, HİZMETE TEŞVİK ETMEK GEREKİR

Memleketimizin kavgaya değil, hizmete ihtiyacı var. Seçilmişlerimiz zamanlarını kendilerini savunmakla değil, şehrin sorunlarını çözmekle geçirmelidir.

Bir belediye başkanının hizmetini, bir milletvekilinin kazandırdığı yatırımı, bir oda başkanının esnafa ve üreticiye katkısını siyasi görüşümüze bakmadan takdir edebilmeliyiz.

Çünkü yapılan hizmet bir kişinin değil, hepimizindir. Açılan yol, kurulan fabrika ve kazandırılan yatırım memleketin ortak kazanımıdır.

Ancak bir hizmetin gerçekten kamu yararına olup olmadığını değerlendirmek de vatandaşın hakkıdır. Projelerin maliyeti, süresi, finansman kaynağı ve topluma sağlayacağı fayda mümkün olduğunca açık biçimde paylaşılmalıdır.

Siyasi rekabet seçim meydanlarında yaşanabilir. Ancak ortak çıkarlar söz konusu olduğunda birbirimizin emeğini teslim etmeliyiz. Bunun yanında, siyasi rekabetin sona erdiği yerde denetim ve kamuoyu hakkı da sona ermemelidir.

Şeffaflık, hizmete engel değil; hizmetin güvenilirliğini artıran temel bir ilkedir.

BİRAZ DA BİZ ONLARIN GÖNLÜNE GİRELİM

Seçim dönemlerinde siyasetçilerimiz bizim gönlümüze girmek için kapılarımızı çalıyor, elimizi sıkıyor ve derdimizi dinliyor.

Seçildikten sonra biraz da biz onların gönlüne girmeyi deneyelim.

Güzel bir hizmetin ardından tebrik edelim, zorlandıklarında yapıcı öneriler sunalım, yanlış yaptıklarında küçük düşürmek yerine çözümün yolunu gösterelim.

Fakat çözüm önerisi sunarken somut bilgi istemekten, kararların gerekçesini sormaktan ve sonuçlarını takip etmekten çekinmeyelim. Vatandaşın sorusu, hizmet düşmanlığı değildir. Aksine, kamu yönetiminin daha iyi işlemesine katkı sağlar.

İnsan takdir edildiği yerde daha büyük bir sorumluluk hisseder. Güzel söz, güzel hizmetin önünü açar; vefa ise kalıcı bir iz bırakır.

Ancak güvenin kalıcı olması için söz ile icraatın birbirini tamamlaması gerekir. Verilen sözlerin hangi takvimle yerine getirileceği, yerine getirilemediğinde nedenlerinin ne olduğu kamuoyuna açıklanmalıdır.

MAKAMLAR GEÇİCİDİR, GÖNÜLLER KALICIDIR

Bugün görevde olan yarın olmayabilir. Makamlar ve seçimler geçicidir; insanların birbirine gösterdiği saygı ve bıraktığı güzel hatıralar kalıcıdır.

Bu nedenle seçilmişlerimize yalnızca görevde oldukları dönemde değil, görevleri sona erdiğinde de saygı göstermeliyiz.

Dün bu memleket için emek veren bir insanın bugün görevde olmaması, yaptığı hizmetlerin değerini azaltmaz. Asıl vefa, emeği makamdan bağımsız olarak hatırlayabilmektir.

Fakat makamların geçici olması, görev döneminde yapılan işlemlerin denetlenmeyeceği anlamına gelmez. Görev süresi sona eren yöneticiler de aldıkları kararlar, kullandıkları kaynaklar ve yürüttükleri uygulamalar konusunda kamuya karşı sorumludur.

Gerçek vefa, yalnızca güzel söz söylemek değil; kamu görevini dürüstlük, şeffaflık ve adalet içinde yürütme anlayışını yaşatmaktır.

SON SÖZ: BİR ALKIŞ DA BİZDEN OLSUN!

Buradan bütün seçilmişlerimize sesleniyorum:

Bu milletin gönlüne girebilmek için verdiğiniz mücadeleyi, üstlendiğiniz sorumluluğu ve memleketiniz için harcadığınız emeği biliyoruz.

Sizlerden beklentimiz hatasız olmanız değil; samimiyetinizi, çalışma azminizi ve sorumluluk duygunuzu kaybetmemenizdir.

Bunun yanında sizlerden kamu kaynaklarını titizlikle kullanmanızı, kararlarınızı açıkça anlatmanızı, eleştirilere kulak vermenizi ve gerektiğinde hesap vermekten kaçınmamanızı bekliyoruz.

Bizlere düşen ise doğru yaptığınızda takdir etmek, eksik kaldığınızda yapıcı olmak, yanlış yaptığınızda adaletle eleştirmektir. Kamu yararını ilgilendiren konularda bilgi istemek, denetlemek ve hesap sormak da vatandaşlık görevimizdir.

Partisi ne olursa olsun, bu memleket için samimiyetle çalışan bütün seçilmişlerimize teşekkür edelim. Onları yalnızca yanlış yaptıklarında değil, güzel işler başardıklarında da hatırlayalım.

Ancak hiçbir makamın, hiçbir partinin ve hiçbir kişinin kamu yararının üzerinde olmadığını da unutmayalım.

Çünkü bir insanın oyuna talip olmak zordur. O güveni, umudu ve sorumluluğu taşımak ise çok daha zordur.

Seçilmişlerimizi hırpalamak yerine hizmete teşvik edelim. İnsafı elden bırakmadan eleştirelim, hakkı teslim etmekten çekinmeyelim.

Takdir ederken körü körüne savunmayalım; eleştirirken de emeği yok saymayalım.

Şeffaflık isteyen, hesap soran ve kamu yararını gözeten bir toplum; seçilmişlerini yıpratmaz, onları daha iyi hizmet etmeye teşvik eder.

Zira memleketine hizmet eden insanı onurlandırmak, kendi memleketimize değer vermektir. O hizmetin kamu yararına uygun olup olmadığını denetlemek ise aynı memlekete karşı sorumluluğumuzdur.

Yakup ORAKÇI / 01 Ekim 2026